8 Nisan 2013 Pazartesi

GÖLGESİZLERİN TUTKULU DANSI - TESS GERRITSEN






Kitabın ilk 50 sayfasını büyük bir hayal kırıklığı içinde okudum. Tess Gerrıtsen'in alıştığımız tarzının çok dışındaydı ve çeviri hataları yüzünden olayları ve şahısları anlamakta güçlük çekiliyordu. Ama sonra müthiş bir macera ve aşk da girince işin içine kitabı elimden bırakamadım.

Aynı zamanda aynı yere giren iki kişi. Olay hırsızlık gibi görünse de amaçları farklı ikisininde ve orada karşılaşıyorlar. Sonra kesişen bu yolda heyecan verici  olaylar birbirini takip ediyor. İkisi de aslında suçsuz olduklarını ispatlamaya çalışırken komplolar, trajik olaylar ve bunlarla beraber süregelen bir aşk hikayesi. Okumanızı tavsiye ediyorum. Tess Gerrıtsen'i çok seveceksiniz.








Kimi zaman benzerlikler, kimi zaman da zıtlıklar bizleri birleştirendir. Tess Gerritsen severler nefes kesici bir macera ve tutkuyla karşı karşıya...
-Romantic Times-

Tesadüf eseri aynı anda, aynı yerde farklı amaçlarla bulunan iki gölgesiz...Servet değerindeki sanat eserleriyle yüklü olduğu söylenen bir gemi ve gemideki masum insanların katledilişi... Eski sevgilinin âşığına yazdığı mektuplar... Kazanç elde etmek için her yolu mubah gören bir adam...

Tüm bu karmaşaların ortasında kaderin bir araya getirdiği iki yabancı, masumiyetlerini ispat etmeye çabalarken bizleri komplo,trajedi ve tutkulu bir aşkın içine çekerek, heyecan dolu bir maceraya sürüklüyor.

Tıbbi gerilim romanlarının ustası Tess Gerritsen, Gölgesizlerin Tutkulu Dansı'nda sağlam karakterler yaratmadaki başarısını bir kez daha ortaya koyuyor.
-Booklist-

Heyecanı her zaman zirvede tutmayı başaran Tess Gerritsen, sizleri karşı konulmaz bir serüvene çekiyor. Bu kitabı okurken gölgesizlerin peşine takılmamak imkânsız.
-Publishers Weekly-

Gölgesizlerin Tutkulu Dansı'nda sırların, ölümlerin, gözü dönmüş insanların içinde kendi masumiyetlerini ortaya çıkarmanın peşinde olan kahramanlar, okuyucuları heyecan dolu bir maceraya sürüklerken, romantizmin sınırlarını zorluyorlar.
-The Times-
(Tanıtım Bülteninden)



1 Nisan 2013 Pazartesi

GRİNİN ELLİ TONU




Aylardır sadece Türkiye'de değil, dünyanın birçok yerinde liste başı olan bu kitabı nihayet bitirdim.Herkes 2-3 günde bitirmiş ben neredeyse bir aydır okuyorum. Yoğun cinsellik hatta zaman zaman pornoya kaçan ögeler taşıyan bu roman niye uzun süredir liste başı bir anlam veremiyorum. Hani sadece Türkiye'de olsa cinsellik konusunda sıkıntıları olan bir millet olduğumuzdan normal karşılanabilir ama ABD gibi, İngiltere gibi  dünyanın birçok çağdaş ülkesinde de en çok okunanların başında. Üçlü bir seri ben diğer ikisini okumayacağım.










Romantik, özgürleştirici ve kesinlikle bağımlılık yaratıcı... Bu roman dengenizi sarsacak, sizi ele geçirecek ve ebediyen sizinle kalacak!

Edebiyat ögrencisi olan Ana Steele, genç girişimci Christian Grey'le röportaj yapmaya gittiğinde son derece çekici, zeki ve sinir bozucu bir adamla karşılaşır. Toy ve masum Ana, bu adama duyduğu arzu karşısında şaşkına döner ve adamın gizemli doğasına rağmen ona yakınlaşma arzusuyla yanıp tutuşur. Ana'nın güzelliği, zekâsı ve özgür ruhuna direnemeyen Grey de onu istediğini kabul eder, ancak şartları vardır...

Grey'in sıra dışı erotik istekleri karşısında şoka uğrayan ama bir yandan da heyecana kapılan Ana tereddüde düşer. Büyük başarısına rağmen -çokuluslu şirketleri, uçsuz bucaksız serveti ve sevgi dolu bir ailesi vardır- Grey şehvete esir olmuş ve hükmetme hırsı olan bir adamdır. Çift, cüretkâr ve tutkulu bir fiziksel ilişkiye yelken açarken, Ana, Christian'ın karanlık sırlarını ve kendi gizli arzularını keşfeder. 
(Tanıtım Bülteninden)
Türkçe (Orijinal Dili:İngilizce)
576 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 21 cm 
İstanbul, 2013, 4. Basım
ISBN : 9786055289836
Editör : Aycan AkZeynep Tür


28 Mart 2013 Perşembe

KÜTÜPHANE HAFTASI





Bu hafta kütüphane haftası. Kitap okuma oranımız ülke olarak zaten  düşük bir de bilgisayar ve diğer teknoloji ürünleri girdi yaşamımıza iyice uzaklaştık kitaplardan. Ama bu özel haftada birçok etkinliğin haberleri çıktı basında, internette, bu tabi çok sevindirici. Ama gene de çok kişi bu haftanın "Kütüphane haftası" olduğunu bilmiyordur bile.












Merak ediyorum acaba ilköğretim okullarında bu haftadan bahsediliyor mu?  Etkinlikler yapılıyor mu?














Senede hiç olmazsa iki kez çocukları yukarıdaki fotografdaki gibi topluca kütüphaneye götürseler oranın kurallarını öğretseler, sessiz, huzurlu ortamda kitap okumanın zevkini alır minikler.












Bakın yukarıdaki ne kadar güzel bir etkinlik. Ama televizyonda, yazılı basında yeterince yer aldı mı acaba hiç zannetmiyorum.

Haftanız kutlu olsun. Bol okumalı günler olsun.

21 Mart 2013 Perşembe

DÜNYA ŞİİR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN







Bugün kütüphanenizdeki şiir kitaplarına bir bakın, belki biraz Cemal Süreya okursunuz, belki Aragon'la beraber "Öyle derin ki gözlerin..." dersiniz, belki biraz Pablo Neruda, biraz Nazım Hikmet, sonra da Turgut Uyar derken bir bakmışsınız ki etrafınız şiirle dolmuş taşmış! Taşsın, ne çıkar, çünkü bugün Dünya Şiir Günü!



















İlk kez 1999 yılında UNESCO tarafından ilan edilen ve dünya çapında kutlanan Dünya Şiir Günü'nün amacı "farkındalık yaratmak ve ulusal, evrensel, bölgesel şiir hareketlerine taze bir enerji sağlamak"olarak nitelendiriliyor. Şiirin sorgulayarak çeşitlilik yarattığını belirten UNESCO, dil çeşitliliğini kutlamak için bugünü şiir günü olarak ilan etmiş.






Şiir okumayı, yazmayı, yayınlamayı teşvik etmeyi amaçlayan Dünya Şiir Günü, önceleri 5 Ekim'de kutlanırken 20. yüzyılın sonlarına doğru 15 Ekim'de kutlanmaya başlanmış. Uzun süredir 21 Mart'ta kutlanan Dünya Şiir Günü, bazı ülkelerde halen bu tarihlerde kutlanıyor.


















Türkiye Yazarlar Sendikası, 21 Mart Dünya Şiir Günü’nü sokakta şiir okuyarak kutluyor.  “Şair Yollarda, Şiir Her Yerde” adıyla düzenlediği geleneksel yürüyüş bugün saat 11.00’de Kadıköy Postanesi önünden başlayacak. Eray Canberk’in yazdığı Şiir Günü Bildirisi’nin okunmasıyla başlayacak buluşmada, sokakta şiirler okunacak ve şiir dergileri dağıtılacak. Surp Takavor Kilise Meydanı’nda ise 5. TYS Meydan Okuması’nı yapılacak.



Dünya Şiir Günü Ankara’da Nâzım Hikmet ve Pablo Neruda’nın şiirleri okunarak kutlanacak. 14.00’te Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Hasan-Ali Yücel Konferans Salonu’nda başlayacak etkinlik, Eğitimin Kültürel Temelleri Bölümü,
Latin Amerika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi ve Şili Büyükelçiliği Kültür Ataşeliği tarafından düzenleniyor.


19 Mart 2013 Salı

Sokrates Yeşil Sahalarda









Sokrates Yeşil Sahalarda bir felsefeye giriş kitabı. Ama bildiğimiz türden değil. Öğrencilik yıllarınızdan beri felsefeyi sevmemiş olabilirsiniz, futboldan da nefret ediyor olabilirsiniz ama Mathias Roux'un bu kitabını okuyunca felsefenin ne kadar kolay ve eğlenceli olduğunu göreceksiniz. Roux Fransa ile İtalya arasında oynanan 2006 Dünya Kupasının efsane maçını çıkış noktası olarak alıyor ve maçın farklı dakikalarındaki pozisyonlardan hareketle felsefenin temel alanlarının temel sorunsallarını ortaya koyup tartışıyor.
Futbol gibi basit bir eğlencenin felsefeyle ne ilgisi var diyebilirsiniz. Ama bunun böyle olmadığını bu kitabı okuyunca anlıyorsunuz .Liverpool'un efsane futbolcusu Bill Shankly'nin dediği gibi: " Futbolda maçın sonucu ölüm kalım meselesidir derler. Siz de aynı fikirde olabilirsiniz. Oysa yanılıyorlar; bundan çok daha fazlasıdır." Bundan daha fazlası olduğunu kitabı okuyunca anlıyorsunuz.













"Sokrates Yeşil Sahalarda" gerçek bir felsefeye giriş kitabı. Ama alışık olduğumuz tarzda nüfuz edilmesi zor, okuyucunun seviyesine inmeyen, birbiri ardına büyük filozofların öğretilerini sıralayan bir giriş kitabı değil. Kendisi de vaktiyle bir felsefe öğrencisi olan Mathias Roux benzer kitaplarla felsefeye girişte sorun yaşadığı için kendisine 'Felsefeye giriş nasıl daha kolay ve eğlenceli hale getirilebilir?' diye sormuş ve kadın erkek hakkında konuşmaya doyamadığımız futbol üzerinden bir giriş yapmaya karar vermiş. Roux, bu kitapta Fransa ile İtalya arasında oynanan 2006 Futbol Dünya Kupası'nın efsanevi final maçını çıkış noktası olarak alıyor ve maçın farklı dakikalarındaki pozisyonlardan hareketle felsefenin temel alanlarının temel sorunsallarını ortaya koyup tartışıyor. 

"Kimilerine göre kale dişi cinsi temsil ediyordu ve gol atmak da toplu tecavüzden başka bir şey değildi! Oedipus kompleksinin açıklayıcılığından şaşmayanlara göre ise top anneyi, rakip de babayı temsil ediyordu."

"Çok iyi biliyoruz ki taraftarlar bugün taptıkları şeyin köküne bir hafta sonra kibrit suyu dökeceklerdir; gazeteciler birkaç gün önce göklere çıkardıkları futbolcuları yerin dibine sokacaklardır. Neyin peşinde olabilirler ki öyleyse?"

"Bir futbolcu lotodan para kazandığı anda futbol oynamayı bırakmayacaktır. Demek ki futbolcunun bu sözde ekmek kapısı aslında işten ziyade bir boş zaman aktivitesi, hatta bir eğlencedir."
(Tanıtım Bülteninden)


Çeviren: Barbaros Yanık
Yayına hazırlayan : Tunca Üçer

3 Mart 2013 Pazar

ELBET SABAH OLACAKTIR- HIFZI TOPUZ

 










Tevfik Fikret'in yaşamını, aşklarını, özgürlük sevdasını, arkadaşlarını, Abdülhamit'e karşı mücadelesini roman tadında anlatan ve bilmediğimiz birçok yeni şey öğrendiğimiz bir kitap.1822'de Sakız adasında çıkan bir isyan sonucunda gözleri önünde asılan babasına bakarak şok geçiren bir çocuğun torunudur Tevfik Fikret, yani rum asıllıdır. Sonra kadın ve çocuklarla beraber Türkiye'ye getirilmiş ve bir ailenin yanına verilmiştir. Galatasaray Lise'sini bitirip iş sahibi olunca Nazime hanımla evlenir ve Haluk adında bir çocukları olur. İçinden geçen bazı masum düşünceleri saymazsak eşine hep sadık kalmıştır. Oğlu Haluk'da yıllar sonra protestan rahibi olur.















Fikret, Abdülhamit'e  düşmandır çünkü babası sürgüne gönderilmiş ve orada ölmüştür. Aslında çok geçimli biri değildir. Hüseyin Cahit'le, Ahmet İhsan'la, Mehmet Akif'le küstür. Kitapta ayrıca Servet-i Fünun devrini ve ne zorluklarla yayınına devam ettiğini bütün açıklığıyla görüyoruz. Bence okunması gereken bir kitap çünkü  özgürlük için, vatan için nasıl kahramanca mücedele edildiğini anlıyoruz.

Remzi Kitabevi

13 Şubat 2013 Çarşamba

ŞEKER PORTAKALI









Evet bir çocuk romanı. Şeker portakalı çok çok yıllar önce 2 veya 3 kere okuduğum benim için baş yapıt bir kitaptı. O zaman çok etkilenmiştim. Biliyorsunuz son zamanlarda müstehcen olduğu için yasaklanacak falan diye haberler çıktı. Benim hatırladığım kadar hiç de öyle değildi. Bu unsurları merak ettim :)) ve bu yaştan sonra tekrar okudum. Önce şunu söyliyeyim her şeyi zamanında yapmak gerek derler ya çocuk kitabı da çocuklukta güzel. Açıkcası bu yaşta hiç etkilenmedim. Aslında kitabın öyküsü de ilginç. O zaman Can Yayınlarının sahibi olan Erdal Öz kitabı tercüme ettiriyor ve yayınlıyor. Avrupa'da hiç satış yapmayan kitap Türkiye'de inanılmaz popüler oldu.














Brezilyalı ünlü yazar Jose Mauro de Vasconcelos, 1920'de Rio de Janeiro yakınlarında, Bangu'da doğdu. Çok yoksul olan ailesi, onu Natal kasabasındaki amcasının yanına yolladı. Orada dokuz yaşındayken Potengi Irmağında yüzmeyi öğrendi ve hep günün birinde yüzme şampiyonu olmanın hayalini kurdu. Liseyi Natal'de bitirdikten sonra iki yıl tıp öğrenimi gördü. Öğrenimini yarıda bırakıp yeni hayaller peşinde Rio de Janeiro'ya döndü. İlk işi, hafif siklet boks antrenörlüğü oldu. Yaşamı boyunca çeşitli işlerde çalıştı, bu onun yazarlığına büyük katkılar sağladı. İlk kitabı "Yaban Muzu" 1940'ta yayımlandı. 1945'te yayımlanan "Beyaz Toprak" adlı romanı çok beğenildi. Daha sonra "Evden Uzakta" (1949), "Sular Çekilince" (1931), "Kırmızı Arara" (1953) ve "Ateş Çizgisi" (1955) romanlarını yazdı. "Kayığım Rosinha" (1961) ile ününün doruğuna çıktı. En ünlü kitabı "Şeker Portakalı" (1968) on iki günde yazılmıştı. "Ama onu yirmi yıldan fazla yüreğimde taşıdım," der yazar. Bu kitaptaki küçük Zeze'nin serüvenleri "Güneşi Uyandıralım" (1974) ve "Delifişek" (1963) adlı romanlarında sürer. Bu ünlü yazar 1988'de öldü.
(Arka Kapak)